3 Mart 2014 Pazartesi

İimza günü teşekkür

Sevgili dostlar Bugün Çatalca/Tepecik Köyü Bahadır Demir İlköğretim Okulu'nda imza günündeydim. Gösterdikleri misafirperverlik nedeniyle teşekkür etmek istedim. Bahadır Demir İlköğretim Okulu Müdürlüğüne, 03.03.2014 tarihinde kitap imza günü için okulunuza gelip öğrencilerinizle söyleşi yapmama olanak sağlayan başta Okul Müdürü Cengiz Yeşilyurt olmak üzere, Okul Aile birliğinden Sevda Yılmaz'a teşekkürü bir borç bilirim. Söyleşimizi başından sonuna kadar izleme konusundaki hassasiyeti nedeniyle okul Müdürü Cengiz Bey'e, öğretmenlerinize,söyleşiye soruları ve kitap hakkındaki yorumlarıyla zenginlik katan hepsi birbirinden akıllı, dinleme alışkanlığı kazanmış olan öğrencilerinize ayrıca teşekkür ederim. Okulunuzun temizliğine, düzenine hayran kaldığımı da belirtmek isterim. Okulunuzda bir özel okul havası ve titizliği var. Okul müdürü, okul idaresi, öğretmenleri ve öğrencilere nice nice başarılara imza atacağı inancı, umudu ve dileğiyle... Şen ve esen kalın. Nazmiye Bağcı Çaylıoğlu ·

29 Kasım 2013 Cuma

Anne İşe Gitmesen Olmaz Mı?

Sevgili arkadaşım; Son kitabını gerçekten bir solukta okudum.Gökçe ile Gülay'ın yorumlarını okurken içimin sızladığını farkettim.Kendi çocuklarımın da benzeri duygular yaşadığı gerçeğini hissettim.Keşke ozaman da bugünki bilince sahip olsaydık" demekten kendimi alamadım.Bu kitapla bugün çalışan çalışmak zorunda kalan ulaşabildiğin bütün annelere ve çocuklarına çok yardımcı olacağını düşünüyorum.Eline,kalemine,yüreğine sağlık.Lütfen yazmaya devam et.Kitabını okuduktan sonra küçük bedenin kocaman yürekleri,sevgileri ve becerileri nasıl taşıyabildiğine şahit oldum.Sevgiyle kucaklıyorum.Sevgiyle kal . .

9 Kasım 2013 Cumartesi



Bugün bir kez daha İstanbul İlk öğretmen Okul'lu olduğum için gurur duydum.
Arkadaşlarımın her birinin birer değer olduğunu görüp, ben de bu aileden (İİÖO) biriyim dedim kendi kendime..
Her birinin gülen yüzleri beni eski günlere götürdü.
!964 yılından bu yana bu ailenin içinde olup, 50. yılını devireceğimiz dostluklar kurup yaşattığımız için şanslı olduğumu düşündüm...
Face'te paylaşılan günümüz resimleri için arkadaşlarıma teşekkür ettiğim gibi bu gün ki buluşmamızı sağlayan arkadaşlarıma da minnettar olduğumu belirtmek isterim... Gönüllerine sağlık.

Tekrar buluşmak dileğiyle.
Hepinizi seviyorum.




28 Ekim 2013 Pazartesi

BAYRAMIMIZ HEP KUTLU OLSUN!

63 yaşındayım. Yıllardır ulusça Cumhuriyet Bayramlarını nasıl da coşkuyla kutladık. Öğretmenlerimiz milli duygularımızı nasılda geliştirip pekiştirdiler. .
Öğretmen olunca da bayrağı biz devraldık. Öğrencilerimize vatan, bayrak, ulusun önemini ve bu değerlerimize sahip çıkmanın gereğini anlattık.
Son zamanlarda arkadaşlarım Cumhuriyetimizin geleceği ile ilgili tedirginliklerini dillendirdiklerinde
onlara "Ben yetiştirdiğim öğrencilerime güveniyorum. Onlar görevlerini biliyorlar. Cumhuriyet'imizi koruma bilincine sahipler. Gözüm hiç arkada değil diyordum."
Dün bir öğrencimle 2013-1923=90 yıl işlemini kağıt üzerinde yaptığımızda içimde bir burukluk hissettim. Ve ilk kez "Cumhuriyet'imiz daha kaç yıl ayakta kalır?" sorusu takıldı zihnime. İnanın gözlerim  buğulandı. Ardından gelen ikinci "Bir on yıl daha  dayanır mı ki(!) sorusu yüreğimi cız ettirdi... Cumhuriyetimizin 100. yaşına erişip erişmeyeceğini düşünmeden edemedim.

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN(!)


14 Eylül 2013 Cumartesi

Meleklerle yaşamak

Sevgili Beki
Sizinle Melek koçu olan kızım Gökçe ve regresyon terapisti olan kızım Gülay sayesinde tanıştım. Mutlu olmayı becerebilen ,arkadaşlarımın "Polyanna'sın sen!" dediği bir bireydim. Kitaplarınızdan "İş dünyasında Meleklerle Yaşamak'ı okuduktan sonra meleklerimle daha iç içe yaşamaya başladım.
Şu an zihinsel engellilerle çalışan bir sınıf öğretmeniyim. 47. yılımı çalışacağım bu yıl. Engelli bireylerle yedi yıldır çalışıyorum. Onları hayata dahil etmeye çalışıyorum. Hem okuma yazma hem matematik- dört işlem, problem çözme- öğretiyorum. Ayrıca bu çocukların anne babalarına da destek olmaya çalışıyorum. Hatta onlarla yaşadıklarımı "Tut Elimi" isimli bir kitapta topladım. Ama bilmek tanımak yetmez bu çocukları çok sabırlı ve sevgi dolu olmak gerekir.
Bu çocuklar çok özeller. Kurallar bu çocuklara işlemez. Ders boyunca ya hep susarlar ya hep konuşurlar bağırıp çağırırlar ya da kıpraşıp zıplarlar yerlerine oturmazlar. Biz öğretmenlerin işi onları hayata dahil etmektir. Tabii nefesim...izin tükendiği çok yorulduğumuz anlar olmuyor değil. Hele ki gün içinde bireysel eğitime aldığımız sekiz çocuktan bir ikisi bu anlatılan özelliklere sahipse.
Ben artık meleklerimden yardım alıyorum. Çocuk esirgeme kurumundan eğitime gelen bir hareketli bir öğrencim geliyor çarşamba sabahları. Bu hafta salı sabahı işe giderken "Baş melek Mikail lütfen bu öğrencimle çalışırken bana yardım eder misin. Dersim zevkli geçsin. Bu öğrencim öğrenmeye açık olsun. Allah'ımın yardımıyla sevgimi alsın. Lütfen!" dedim. Sonra da sınıfımı ve öğrencimi beyaz ışıkla vakumladım. Nazarlık rengi ile sınırladım.
Öğle güzel bir ders oldu ki anlatamam. Şımarık asi tavırlar sergileyen bu kız öğrencim o gün öğrenmeye açık ve mutlu bir tablo sergiledi. Ve harika iki ders saati geçirdik.
Gün içinde enerjimi alan ağırlığı bana geçen öğrencilerimle de bağlarımı kesme işlemi yapıyorum. Çok işime yarıyor. Tükenir gibi olduğum anda hemen dinginleşiyorum. Meleklerim yardım için hep yanımdalar.
Meleklerle yaşamak bana çok şey kazandırdı. daha bir içime döndüm. Mutlunun mutlusuyum.
Sevgili Beki, Damla, Zişan ve ve Mesude hepinize sonsuz teşekkürler. Meleklerimi ve sizi çok seviyorum. Keyifle okuyorum.
Herkese tavsiye ederim. Melekler hep yanımızda. Ama onlardan bir şeyler istemek aklımıza gelmiyor. Ama meleklerimiz bize yardım için varlar. Seve seve yardıma hazırlar. Haydi sizler de onlarla çalışın. Bakın bana hak vereceksiniz

25 Ağustos 2013 Pazar

Küçük Bir Köy Kızıydım.

Geçmiş zaman olur ki

         Süt reklamlarındaki, alacalı benekli inekleri izlerken; içim bir hoş olur, gözlerim dolar. Burnumun direği sızlar. Akabinde çocukluğuma dönerim. 
         Evimizin yanındaki ahırımızda, irili ufaklı 20 civarında ineğimiz vardı. İneklerimizin de çok hoş isimleri… Sümbül, menekşe, gül, lâle. Bol süt verenler için de “Haa... Bu mantofon cinsi…”denirdi. “Hollanda’dan geldi... Damızlık.”
Annem, babam, yamağımız Hasan bakardı ineklerimize. Annem sabah akşam kendisi sağardı ineklerimizi. Bu yüzden bilekleri hep ağrırdı. O da sargı beziyle hep sarardı. O zaman bileklik yoktu belki de. Olsa da alacak paramız.
Üçüncü sınıf öğrencisiydim. Bir şeyler yapıp annemin işini azaltmak isterdim. O kadar çok çalışırdı O kadar yorulurdu ki. Ona yardımcı olabilmek için ineklerin altını kürür, süpürürdüm. Tezeklerini adını “kotika” koyduğumuz el arabasına toplardım. Tüm gücümle kotikayı sürer, gübreliğe boşaltırdım.
Bazen de kaşağı ile tüylerini tarardım. Hayvanların üzerindeki topakları kaşağı ile temizlerken içim acırdı. Canları yanar sanırdım. Onlarla konuşur, okşardım. “Ablanız canınızı hiç acıtmayacak. Çok güzel olacaksınız.” derdim. Hiç kıpraşmazlardı. Uslu dururlardı. Biri bile bana tekmik atmadı.
Nadiren kuyruklarını hafiften salladıkları olurdu. Bazen koluma, bazen alnıma, enseme, yanağıma değerdi uçları. Püskülle, yumak arası bir şeydiler. Huylanırdım ama işimi hiç bırakmazdım. Taa ki derileri yılbır yılbır parlayana dek. Tarardım… Tarardım…
Üniversite sınavına hazırlanan ortanca abim de ara sıra yardım ederdi. Ama ineklerle uğraşmayı hiç sevmezdi. Bu işi aşağılık bir iş olarak görürdü.
Bir kaç kez dolu süt kovasını, öfkesinden yere vururken:
-Bu benim işim değil, deyişi bugün gibi belleğimde:
[Gerçekten de sonradan başarılı bir mühendis oldu. İlk boğaz köprüsünün inşaatında kontrol mühendisi olarak çalıştı.]

Yamağımız
Yamağımız Hasan, akşam yemeklerimizin değişmez misafiriydi.
Oldukça da konuşkandı. Ufak tefek tıknaz kimsesiz bir delikanlıydı.
Ahırımızın giriş bölümündeki iki minik odadan birinde yatardı. Yemek sonrası çay içerken anlattığı hikâyeleri hiç hatırlamıyorum. Ama hararetli hararetli, tükürüklerini saçarak konuşması dün gibi gözümün önünde…
O anlatırken uçuşan zerrecikleri takip etmeye yetişemezdim. Öylesine hızla düşerlerdi ki masaya.
Hasan Abi de hem anlatır hem de masaya konan baloncukları işaret parmağı ile çaktırmadan patlatmaya, söndürmeye çalışırdı.
Biz harika üçlüydük. Ben, Hasan abi ve zerrecikler. Akşamların olmasını iple çekerdim. Çünkü ben o şovun bir parçasıydım. Ne zaman bittiğini bilmezdim. Zira takipten yorgun düşer, başım masada sızar kalırdım.
Ortanca abim gecenin bir yarısı yatağıma götürürken,
-Sana kaç kere söyledim Şu Hasanı ağzını açıp ta dinleme diye, serzenişte bulunurdu.
Olsun o bizim akşamlarımızın neşesiydi, ben de onun minik seyircisi.

Sütlerimizi amcamın oğlu sabah akşam alır, Yeşilköy ve Yeşilyurt’a götürüp, daha soğumadan sıcak sıcak satardı.
Ama biz onca emeğin karşılığını hiçbir zaman alamadık. Süt paramızı ödemeyi geciktirirdi hep... Bin bir mazeretle ha bire ertelerdi. Zorla, inlete inlete, uçuk buçuk verirdi.
Verdiği de köyümüzün emektar bakkalı Hamit Ağanın veresiye defterindeki borçlarımızı sildirmeye yetmezdi.
Babam da çaresizlik içinde, ev halkına karşı borçları bitirememenin utancını gizlemek için bir suçlu arardı.
-Yahu bu Hamit Ağa… Fazla fazla...  Bir yerine iki yazıyor her halde. Yine bir “Oh!” diyemedik derdi.
Hatta bir dönem, bir defter de eve almıştı…
-Bakkaldan ne alırsanız bizim deftere de yazdıracaksınız, diyordu. Hamit Aga aldıklarımızı bizim deftere de not edince, sözüm ona kandırmaca olmayacaktı. Ama bu da çözüm olmadı. Alış-veriş işini üstlenmiş olan küçük abim ve ben çoğu kez, defteri yanımıza almayı unuturduk. Yani iki defterdekiler birbirini hiç tutmadı
Her zaman ki gibi, bu defter konusunda da anacığım haklı çıktı.
Babama:
-Adam, Hamit Agayla uğraşıp durma.
Her gün beyaz şehir ekmeği alıyoruz. Çocuklar kremalı bisküviyi seviyor. E… Sen de zeytin yemeden duramazsın. Bırak bakkalla uğraşmayı.
[Babamın uğraştığı da evde konuşmaktan öteye gitmezdi.]
            Annem:                                                                         
-Sıkma canını. Bir kaç komşudan dikiş parası alacağım var. Nazmiye’yi öğle sonu gönderip istetirim. Biraz rahatlarız. Sıkma canını.
Oldukça sıcak ama bir o kadar da “Ama yeter artık” diyen ses tonuyla geçici olarak da olsa babamın içini soğutur, ferahlatırdı.
Süt paralarını alamayışımızla ilgili bu kısır döngü “İnekleri satalım, ahırı da kiraya verelim” fikrinin ortaya atılmasına neden oldu.
 4.sınıfa geçtiğimde uygun alıcının bulunuşuyla şatış kararı netleşti. Annemle ben çok üzülüyorduk. Ama elimizden bir şey gelmiyordu. Okuyan ağabeylerim ve babam karar vermişti.  Tamam… Bukesin çözümdü. Eziyet bitecekti.
O gün gelmişti. Kocaman bir kamyon bahçedeydi…
Ahırın kapısına iyice yanaşmak için ileri geri manevralar yapıyordu. İstiyordum ki yanaşamasın iyice. Arabaya binerken son kez görelim hepsini.
Annemin göğsüne yaslanıp kolunun altına iyice sokulmuştum. Annem yanağımı avucuyla bastırıyordu. Sanki benden güç alıyordu Ya ben kimden güç alacaktım.Abilerim ayakaltında dolaşmamam için iyice tembihlemişlerdi. Zırlayıp da işlerini zorlaştırırmışım diye…
İşte nazlı gelin gibi ilk Gül çıkıyor. Annemin en sevdiği sütü bol olanı. Sanki cama doğru bakıyor.
-Mö mü diyor ne? Duyamıyorum.
Sümbül kuyruğunu iki yana savurtarak gidiyor.
Artık hiçbiriyle konuşamayacağım. Beni kim dinleyecek?
Ah! Lale’miz. Nasıl da inat ediyor. Yularından çekip, arkadan iteliyorlar. Nafile.
Küçük abim yanına gelip ensesini sıvazlıyor. Elini sırtında gezdirip, kulağına eğiliyor.
-A…aaa! Koca hayvan yumuşadı vallahi gidiyor.
Son “Mööösü” nasıl da sıcacık!
Azgın boğamız da burnundan soluyarak, tekmikler atarak kamyona varıyor.
Derken, Menekşe, Yasemin, Alaca ve diğerleri…
Bağırış, çağırışlar içinde bindiriliyorlar. En sonunda da iki küçük buzağı… Onları da kucaklarında taşıyıp, koyuyorlar taşıta.
İçim acıyor! Gözümün yaşı, annemin eline bulaşıyor, Anneminkiler de saçlarıma.
Son kez hepsini bir arada görmek için gözlerimi, kurulamaya çalışıp, bakmak istiyorum. Ama olmuyor… Seçemiyorum.
Annem beni kucaklayıp içeri kaçırıyor. Belli ki oda dayanamayacak.
Arkadaşlarımm! Canlarımm! Dostlarımmmm!
GÜLE GÜLE…                       

                                                                        Nazmiye Bağcı Çaylıoğlu
                                                                   ( Sen Küçükken Kaç Yaşındaydın)

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Türkçemize sahip çıkalım.

Gençler! Canlarım! Sizi çok seviyorum.
Ana dilimiz olan Türkçemi de çok seviyorum. Sizler böyle harf atlayıp da anlaştığınız da sizin açınızdan iyi oluyor belki(!)
Ama biliyor musunuz ki Türkçemizin en başta güzel görüntüsü bozuluyor. En azından ben ve eğitimci olan pek çok meslektaşım böyle düşünüyoruz. Bizler güzel dilimize sahip çıktık. Sizler de sizden sonra doğup da dilimizi okuyup yazan kardeşlerinize güzel bir Türkçe bırakın istiyorum. Çünkü sizden sonraki kardeşleriniz de yazışırken birkaç harf daha atlasa Türkçemiz biter, tarihe karışır. Ana dil bir ulusun en kuvvetli bağıdır. Lütfen ana dilimizi bozmayalım. Ve de sahip çıkalım.
SİZ DE BENİM GİBİ DÜŞÜNÜYORSANIZ LÜTFEN "KOPYALA YAPIŞTIR" yapın